|
AB UYUM
YASALARI ve TÜRKİYE
Değişmeyen tek şey,
değişimdir. Değişim, doğada hem doğal hem
de zaruri bir olgudur. Değişim olmaksızın
bilim olmaz. Değişim ve dolayısıyla
gelişim, toplumun temel dinamikleridir.
Değişim ve gelişim oranına göre; dünyada
toplumlar bölümlere ayrılmışlardır. Gelişmiş
toplumlar, az gelişmiş toplumlar ve
gelişmekte olan toplumlar gibi… Bu
gruplandırmalarda değerlendirme ve kıstaslar
son derece objektif, genel ve gerçek
ölçütlerdir. Yani Avrupa Birliği ülkelerini,
Gelişmiş Uygar toplum saydığımızda bunun alt
yapısı mutlaka vardır. Gelişmişlik sözde
değildir. Değişim ve olumlu dönüşümlerin
olduğu toplumun her katmanında, kendini
gösterir ve hissettirir.
Türkiye Cumhuriyeti;
Cumhuriyetin 80. yıl kutlamalarını bu yıl
gerçekleştirmektedir. Devletin temelinin
1920’lerde atıldığı dikkate alındığında
83.yıl geçmiştir. Ancak halen 2.Cihan
Harbinde yerle bir olan Japonya ve Almanya
gibi ülkelerin gelişmişlik düzeyine
ulaşmamış bulunuyoruz. Bunun temel nedeni;
altyapı , tarihsel ve sosyo-politik
nedenleri olmakla birlikte, ülkemizde 83
yıllık süreçte meydana gelen
değişiklikler(dönüşümlerin) bünyeye
oturmamasından kaynaklanan sebepler vardır.
Türkiye Cumhuriyeti
temelleri 1960’larda atılan Avrupa Birliği
ile entegrasyon sürecine de, bu tarihlerde
başlamış, yaklaşık 40 yıllık bir uğraşın
sonucunda halen adaylık müzakerelerinin
başlayacağı tarih konusunda net bir vaat
alamamıştır. Diğer taraftan demir perde
ülkeleri olarak andığımız kimi ülkeler
1990’lardan sonra, Avrupa Birliği
hedeflerine ulaşmışlardır. Tüm bunların ve
Türkiye’nin özellikle Avrupa Birliği
Adaylığı konusunda beklenen düzeye
gelmemesinin nedeni, halk ağzıyla izah
edersek, yapılan değişikliklerin çoğunun
lafta kalmasıdır. Yani değişikliğin ve
dönüşümün toplumun ve sistemin her bölümünde
kendini gösterememesinden ötürüdür.
Avrupa Birliği
Kurumlarının Türkiye’nin adaylık statüsü ve
görüşmeleri için şart koştuğu;
Demokratikleşme, İnsan Hakları ve Kürt
Sorunu konusunda bir takım değişiklikler
olmakla birlikte, halen Türkiye’nin ciddi
sorunları olmaktan çıkmamışlardır. TBMM’nin
peş peşe ve Türkiye Cumhuriyetinin tarihinde
görülmeye sürat ve cesaretle çıkardığı Uyum
Yasaları maalesef halen taşrada
uygulanmamaktadır. Halen ülkemizde insanlar
düşüncelerini açıklamak için yapmak
istedikleri “basın açıklamalarından” dolayı
gözlem altına alınmakta, adli tahkikatlara
maruz kalmaktadır. Yine çıkarılan Uyum
yasalarıyla serbest hale gelen ve insanların
çocuklarına istedikleri ismi seçme hakkı
halen Bakanlık Genelgeleriyle
engellenmektedir. Yine Uyum Yasalarıyla
yurttaşların Kürtçe Kurslar aracılığıyla,
Kürtçe ve Türkiye’de bulunan diğer dillerin
öğrenme hakkında keyfi idari uygulamalar ile
engellenmektedir. İşkence Türkiye’nin
gündeminden düşmemiştir. Evrensel hukukun ve
Türk Hukukunda yasal dayanağı olmayan infaz
rejimleri hükümlü insanlara uygulanmaktadır.
Keza halen yapılması düşünülen
resepsiyonlarda insanların din ve vicdan
özgürlüğüne göre farklı uygulamalar
yapılmaktadır.
Bunlardan da anlaşıldığı gibi Yasalar ve
olumlu değişimler pratike yansımadıkça,
yasal haklar toplum her kesimine tanınmayıp,
bu haklar kullandırılmayınca kağıt üzerinde
kalmaya mahkumdur. Yine değişikliler sözde
kalınca, özde değişiklik olmamakta ve belli
tarihlerde ülkemizde hazırlanan raporlar
Avrupa Birliği Kurumlarının arşivlerinde
kalmamakta, bunlar en ince ayrıntısına kadar
değerlendirilmektedir. Hedefimiz Avrupa
Birliği değerler sistemi ve Uygar Dünya ise
kartları kurallarına göre ve samimi
oynamamız gerekir. Aksine tutum ve hesaplı
davranışları Avrupalı yutmaz… Görüşmek
dileğiyle
TÜM
MAKALELER
Önceki Makale
|
Sonraki
Makale
|