|
TEBLİGAT HUKUKU ve UYGULAMALARI
Tebligat hukuku denilince,
öncelikle bu hukuk dalının, hukuk
mevzuatındaki kanun, tüzük ve alakalı olan
diğer yasal düzenlemelerini yakından tanımak
gerekmektedir. Tebligat Hukukunun, hukuk
mevzuatındaki temel dayanak kanunu, 7201
sayılı Tebligat Kanunudur. 7201 Sayılı
Tebligat Kanunu 11 Şubat 1959 tarihli bir
kanuni düzenlemedir. Bu kanun uzun süre
herhangi bir değişikliği uğramadan
uygulanmıştır. Toplam 64 maddeden oluşan
7201 Sayılı Tebligat Kanunundaki ilk ciddi
ve kapsamlı değişiklikler 6 Haziran 1985
yılında 3220 Sayılı kanunla yapılmıştır.
3220 Sayılı kanun ile Tebligat Kanununun
1,2,3,4,11,19,31,33,35,40,41,42,46,49,54,
maddelerinde ciddi değişikler yapılmıştır.
Bu ilk Ciddi değişikli ile 15 maddede yani
yaklaşık kanunun %25’inde değişiklikler
yapılmıştır.
7201 sayılı ve toplam 64
maddeden ibaret olan Tebligat Kanunumuzda
ciddi anlamda yapılmış ikinci değişiklik ise
27 Mart 2003 tarihinde 4829 Sayılı Kanun ile
yapılan değişikliklerdir. 4829 sayılı kanun
ile Tebligat Kanununun, 16,
17,20,21,23,25,25/A maddesi eklenmiş,
28,34,35,59, maddelerinde değişikliğe
gidilmiş, yine 62.maddeden sonra gelmek
üzere de; “Bağımsız bölüm maliklerine
tebligat” ile ilgili 1 tane ek madde
düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere Tebligat
Kanununda, 2003 yılında yapılan değişiklik
ile 10 madde, yaklaşık kanunun 1/6 sında
değişiklik yapılmıştır. Ayrıca 2 tane de
yeni madde 25/A ve Ek Madde 1 isminde yeni
düzenleme yapılmıştır.
7201 sayılı Tebligat Kanununda en son ise 8
Şubat 2008 tarihinde 5728 sayılı kanun ile
yeniden değişikler yapılmıştır. 5728 sayılı
kanun ile Tebligat Kanunu 52, 53,55,56,57
maddelerinde değişiklik yapılmıştır.
Görüldüğü üzere kanunun ilk orijinal
metninden bu yanı yaklaşık 50 yılda
neredeyse maddelerin yarısında değişiklik
yapılmıştır.
Tebligat Kanununun uygulamasına dair
ayrıntılı düzenlemede yine 11.09.1959
yılında 10303 sayılı Resmi Gazetede
yayımlanan Tebligat Tüzüğü ile yapılmıştır.
Bu tüzük 89 maddeden oluşup, tüzüğün son
bölümüne de yapılacak tebligatlara dair
örnek formatlar yer almıştır.
Tebligat Hukukunun dayanağı olan mevzuat
bununla sınırlı olmayıp, yine önemli ve
alakalı bir olan 5584 sayılı Posta
Kanunu’nda da, tebligat hukuku ile ilgili
önemli hükümler düzenlenmiştir. Tebligat
Hukuku ile ilgili mevzuat elbette bununla
sınırlı değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu,
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, İdari
Yargılama Usul Kanunu gibi temel kanunlarda
da tebligat, iş ve işlemleri ile Tebligat
Hukukuna dair hukuksal düzenlemelere
rastlamak mümkündür.
-2-
Peki “Tebligat” acaba kelime anlamı olarak
neyi ifade etmektedir. Yüksek mahkeme olan
Yargıtay Kararları doğrultusunda, tebligat
kelimesine açıklama getirmenin uygulamanın
içinde bulunan hukukçular için daha doğru
olacağı kanaatindeyim. Bu meyanda Yargıtay
1.Hukuk Dairesi 15.09.1998 tarih ve
Esas:1998/6407, Karar:1998/9124 sayılı
içtihadıyla “tebligat” kelimesine açıklık
getirmiştir. Bu karara göre; Tebligat,
“…hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin
bilgisine sunulması için yetkili makamın
yasaya ve usule uygun bir biçimde yazı ile
veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme
işlemi…”şeklinde bir tanımlama yapmıştır.
Tebliğ mazbatası, tebliğin ne zaman, nerede,
ve kime yapıldığını ispatlayan bir belgedir.
Tebligat, bilgilendirme yanında,
belgelendirme özelliği de bulunan bir usul
işlemidir. Bu nedenle tebligat ile ilgili
7201 sayılı tebligat kanunu ve tebligat
tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve
Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması,
konusu ile ilgili olarak kişilerin
bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye
bağlanmasıdır. Hal böyle olunca kanun ve
tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntısına kadar
uygulanmasının zorunluluğu aşikar
olmaktadır.
USUL ve YASAYA UYGUN TEBLİGATIN ÖNEMİ
Tebligatın tanımını ve kavram
olarak neyi ifade ettiğini, Yargıtay kararı
ışığında açıkladıktan sonra, hukuk açısından
usul ve yasaya uygun olan bir tebligatın
öneminden bahsetmek gerekmektedir. Gerçekten
de usul ve yasaya uygun bir tebligat o denli
önemlidir ki; kişiler için leh ve
aleyhlerinde işleyecek olan tüm süreler,
usul ve yasaya uygun tebligat ile
başlamaktadır. Örneklendirirsek; dava
dilekçesine karşı beyan ve itirazların
süresi, davalı açısından, usule ve yasaya
uygun yapılacak tebligat ile başlamaktadır.
Usul ve Yasaya uygun bir tebligat olmadan
“taraf teşkili” sağlanmamakta, dolayısıyla
yargılama faaliyeti de başlayamamaktadır.
Mahkeme kararlarına karşı temyiz süreleri
usul ve yasaya uygun tebligat ile
başlamaktadır. Keza bir memur ya da bir işçi
için yapılan disiplin soruşturmasında,
savunma hakkı da usul ve yasaya uygun bir
tebligat ile başlamaktadır. Kısacası hak
arama özgürlüğü ve savunma hakkı, usul ve
yasaya uygun tebligat ile başladığından,
tebligat hukuku hükümleri usul hukuku ve
şekli hükümler olmakla birlikte, aynı zaman
da temel insan hak ve hürriyetlerinin de bir
parçasıdır.
Düşünsenize bir boşanma davasında, kötü
niyetli bir eş, diğer eşe boşanma davası
açmakta, yapılan usulsüz tebligatlar sonucu,
açılan davadan haberi olmayan eşin
evliliği(resmi nikahı) sona ermektedir.
Hatta kötü niyetli eş hemen akabinde yeni
bir evlilik yaparak, adeta ilk eşinde
habersiz usulsüz tebligatın sayesinde 2.
Evliliği de gerçekleştirmektedir. Böylece
usul ve yasaya uygun olmayan bir tebligatlar
dizisi sonucunda yuvalar yıkılmaktadır.
-3-
Bir ceza davası sonucunda usulsüz yapılan
bir tebligattan haberi olmayan kişi, verilen
ceza mahkemesi kararını, temyiz edebilmek
için karardan haberi olmadığından, haberi
olmadan kesinleşen bir mahkumiyet kararı
neticesinde, zamansız ve koşulsuz yakalama
kararı nedeniyle bireyler ve aileleri
mağduriyet yaşamaktadır.
Yahut bir taşınmazı olan kişinin başka bir
ilde ya da yurtdışında bulunması nedeniyle,
usulsüz bir tebligat sonucu haberdar
olmadığı bir mahkeme kararı ya da idari
işlem ile ciddi mağduriyetler
yaşayabilmektedir.
Bu çerçevede tebligatın önemi ve usul ile
yasaya uygun yapılmayan tebligatın
sakıncalarına değindikten sonra, usulün
uygun tebligatın nasıl yapılacağı hususunda,
ayrıntılı açıklamalar yapmak gerekmektedir.
USUL VE YASAYA UYGUN TEBLİGAT NASIL YAPILIR
Tebligat kanunu 10.maddesi; tebligatın,
tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son
adresinde yapılır. Şu kadar ki, kendisine
tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya
kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması
caizdir. Bu kapsamda genel olarak adres; bir
kişinin oturduğu veya çalıştığı yeri
göstermeye yarayan bilgilerin tamamı olarak
tarif edilir. Adres kavramına, ikametgah,
mesken, işyeri de girer. Buna göre kanun
“adreste tebligat” ilkesini benimsemiştir.
Bilinen en son adresin tespiti de çeşitli
şekillerde olabilir. Örneğin, tebligatı
alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini
mensup oldukları teşkilatlardan, avukatların
adreslerini Barodan, Adalet Bakanlığından,
askerse Askerlik Şubesinden sorarak
öğrenebilinir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
28.05.2003 T. E.2003/1-388, K.2003/372)
Tebligat kanunu 9.maddesi
adreslerin eksiksiz yazılmasını, 10.maddesi
tebligatın, tebligat yapılacak şahsa
muhatabın bilinen en son adresine
yapılmasını, 23.maddesinin 3.fıkrası ise
tebliğ mazbatasının alıcının adını, soyasını
ve adresini ihtiva etmesini ön görmektedir.
Bu nedenle tebligatın bizzat yapılacağı
kişiye hitap etmemesi sebebiyle aracı
adıyla(başka kişi kanalıyla)
çıkarılan(yani…”…eliyle…”ibaresi taşıyan)
tebliğ evrakı usul ve yasal formata uygun
değildir. (Yargıtay 2.HD 08.02.2000 T.
E.1999/13878 K.2000/1378)
YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 2007/9-175
Karar: 2007/250 Karar Tarihi: 27.11.2007
tarihli kararında: “Tebligatı tebellüğ
edenin baroda sekreter olarak çalıştığının
belirtilmesi karşısında, sanık müdafilerinin
çalışanı olma¬dığı saptanana yapılan
tebligat geçersizdir. Öte yandan, Şırnak
Barosunun sanığın diğer müdafiye 14.07.2003
tarihinde durumu bildirip gerekçeli kararı
teslim etmesi nedeniyle, tebligat da bu
tarih itibariyle geçerli hale dönüşmüştür.
Bu yüzden süresinde yapılan temyiz
itirazlarının kabulü gerekir.”şeklinde karar
vermiştir.
MUHATAP(TEBLİGAT YAPILAN) EVDE YOK ANCAK
ADINA TEBLİGATI ALABİLECEK BAŞKA KİŞİLER
VARSA TEBLİGAT NASIL YAPILIR
Tebligat yapılacak kişi şayet
adreste(ev,iş,mesken,ikametgah) bulunmazsa,
kendileriyle birlikte oturan kişilere(aile
fertlerine),hizmetçilerine veya aile içinde
sürekli çalışan işçilere tebligat
yapılabilinir. Ancak adreste(evde) bulunan
ve muhatap yerine tebligatı alacak kişinin
18 yaşından küçük göstermemesi ve açık bir
şekilde ehliyetsiz bulunmaması gerekir.
(Tebligat kanunu 16.madde, Tebligat Tüzüğü
22.madde)
-4-
Tebligat Tüzüğü 32.maddesine göre ise;
“…akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya diğer
bir hastalık, sağırlık, körlük ve dilsizlik
gibi sebeplerden biri ile kendisiyle anlaşma
imkanı olmayan kimse ehliyetsiz sayılır.
Eğer kişi 18 yaşında küçük ise veya
ehliyetsiz yahut o anda adreste(ev, işyeri)
tebligatı alacak başkada kimse yok ise sanki
adreste kimse yokmuş gibi işlem yapılır.
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi; muhatabın yerine,
tebligatı alan kişinin “muhatap ile aynı
çatı altında oturduğu” tebliğ mazbatasında
belirtilmemiş ise yapılan tebligat geçerli
değildir,demektedir.(Yargıtay 12.HD.5.6.2000
T. E.2000//8695,K.2000/9268)
Yine Yargıtay kararlarına göre muhatap ile
aynı çatı altına oturmayan ya da aynı çatı
altında oturduğu mazbataya yazılmadan,
örneğin “muhatabın abisine” şeklinde yapılan
tebligatın da geçersiz olduğuna
hükmetmiştir. Herhangi bir isim yazılmadan
“birlikte oturan” şeklinde yapılmış bir
tebligatta usulsüz bir tebligattır.
Apartmanın kapıcısı, tebligat yapılacak kişi
ile birlikte oturan kişi değildir.
Dolayısıyla muhataba gönderilen tebligatın
apartman kapıcısının imzasına tebliğ
edilmesi, usulsüz bir tebligattır.
Gönderilen tebligatta, “ablası….”imzasına
tebliğ edilen, tebligat mazbatasında,
ablasının yada abisinin “aynı çatı(konutta)
altında” olup olmadıkları yazılmadan yapılan
tebligatta usule aykırıdır. Yine “muhatap
bulunmadığından” veya benzeri bir ifade
kullanımdan(mazbataya yazılmadan) “aile
efradına” yapılan bir tebligat geçersizdir.
Bu halde aynı çatı altında bulunan kişiye
muhatap adına tebligat yapılması halinde;
mutlaka muhatabın tebligat adresinde o anda
bulunmama sebebi, tebligat mazbatasına
yazılmalıdır. Bulunmama sebebi makul,
mantıklı olmalı, o anda bulunmamasını izah
edici bir gerekçe içermelidir. Bu sebep
mazbataya yazılmadan, diğer yönlerden
eksiksiz işlem yapılsa bile yapılan tebligat
usulsüzdür.
YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas:
2007/5-835, Karar: 2007/850, Karar Tarihi:
14.11.2007 de verdiği kararında: “ Noter
kanalı ile muris adına tebliğe çıkarılan
kamulaştırma belgelerinin akıl hastası ve
ehliyetsiz bulunana tebliğ işlemi
geçersizdir. Dava-cılara yapılan başka bir
tebligat da bulunmadığından kamulaştırma
işleminin öğrenildiği tarihinde açılmış
bulunan davanın süresinde ol¬duğu göz önünde
tutulmak suretiyle, işin esasına girilerek
sonucuna göre hü¬küm kurulması
gerekir.”şeklinde karar vermiştir
Yine Yargıtay 16.Hukuk Dairesi Esas:
2007/3459 Karar: 2007/3367 Karar Tarihi:
28.09.2007’de verdiği kararda: “ Borçlu
sanık hakkında yürütülen icra takibinde
ödeme emrinin 07.08.2006 tarihinde muhatabın
yerine neden birlikte sakin aile efradına
yapıldığı araştırılmaksızın Tebligat
Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olarak
tebliğ edildiği, dolayısıyla borçlu sanığa
isnat edilen suçun oluşmadığı
gözetilmeksizin itirazın reddi yerine
kabulüne karar verilmesinde isabet
görülmemiştir.”diyerek, usulsüz tebligatta
‘mal beyanında bulunmama’ suçunun
oluşmayacağına karar vermiştir.
-5-
ADRESTE HİÇ KİMSENİN OLMAMASI HALİNDE
TEBLİGAT NASIL YAPILIR.
Tebligat kanunu 21. Madde ve Tebligat Tüzüğü
28.maddeleri bu durumu hukuksal olarak
düzenlemiştir. Gerçekten uygulamada en çok
karşılaşılan ve en bariz hataların yapıldığı
durum, bu durumdur. Kendisine tebligat
yapacak kimse veya muhatap adına tebligat
yapılacak aynı konutta ehil bir kişi yok
ise; yani muhatapla aynı konutta oturanlar,
işçisi ya da evinde bulunan hizmetçisi de
muhatabın adresinde yoksa, tebliğ memuru
öncelikle “adreste bulunmama nedenini”
araştıracak, sonrada bu adreste bulundukları
halde “geçici” olarak orada bulunmuyorlar
ise bu halde 21. Maddeye göre tebligat
yapılacaktır. Dolayısıyla gidilen adreste
muhatap oturmuyorsa, ya da geçici değil de
çok uzun süreli bu adreste bulunmayacaksa
veyahut muhatap ölmüş ise Tebligat Kanunu
21.maddesine göre tebligat yapılmayacaktır.
Burada Tebligat Kanunu 21. Maddesi ve
Tebligat Tüzüğü’nün 28.maddesine göre
tebligat yapılır iken, uyulması önemle
zaruri olan unsurları maddeler halinde
sıralar isek;
a)-Muhatap geçici olarak adreste olmayacak,
b)-Muhatap adına tebligatı alacak kimsede
bulunmayacak,
c)-Tebligatı yapan memur muhatabın geçici
bulunmama sebebini tespit edip evraka
yazacak, (Tebligat Tüzüğü 28 madde, memurun
bu geçici ayrılmanın sebebini bilecek yakın
komşu ve akrabalardan, yönetici, kapıcı,
muhtar, aza,meclis üyeleri, zabıta amir ve
memurlarından araştırması, beyanlarını
tutanağa geçirmesi, imtina halinde ise
imtina işlemini tatbik edilmesini şart
koşmaktadır.)
d)-Yahut adreste tebligatı muhatap adına
almaya ehil olan ancak, tebligatı almaktan
imtina ederlerse,
Bu halde tebliğ memuru, tebliğ olunacak
evrakı o yerin(mahalle-köy) muhtar ve
ihtiyar heyeti(aza)birine tebligatı yapar, o
yer muhtar ya da ihtiyar heyeti(azası) de bu
tebligatı almaktan imtina eder veyahut
bunlara da tebligatın yapılması imkansız
olursa, bu halde de mıntıka polis
merkezi(zabıta amir veya memuru) veya
kırsalda Jandarma Karakol Komutanlığında
ilgili görevliye imza mukabilinde tebligatı
yapar.
Ancak muhtar, aza ya da polis ile jandarmaya
Tebligat Kanunu 21.maddesi gereğince, bu
şekilde tebligat yapıldıktan sonrada ayrıca
buna ek olarak da;
a)-Bu tebligatı alan muhtar, aza, polis ya
da Jandarma görevlisinin adresini ihtiva
eden ihbarname(uygulamada ‘haber kağıdı’
denilmekte) adresine tebligat yapılması
istenen muhatabın binasının kapısına
yapıştırılır,
b)-Adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak
şahsa keyfiyetin haber verilebilmesi için en
yakın komşusu, yöneticisi ya da apartman
kapıcısına da haber verilir.
Bu haber verme işleminde isim soy isim ve
imza vermeyen komşu, yönetici ya da kapıcı
olması halinde imtina işlemi sebebiyle
birlikte tebligatın dönen parçasına, bu not
kağıdı da yapıştırılmalıdır. Tüm bu koşullar
aynı anda ve tam olarak yerine getirilmeden
yapılan bir tebligat yasal olmadığı gibi
usulsüz tebligat olmaktadır.
Tebligat Kanunu 21 maddesinin 2. Fıkrasında
ise 2003 yılında yapılan değişiklik ile
Muhtar, İhtiyar Heyeti Azaları, Zabıta Amir
ve Memurları, yukarıdaki fıkra uyarınca
kendilerine teslim edilen evrakı kabule
mecburdur. Yani tebligat getiren posta
memurunun, hukukun kabul edeceği haklı
mazeret olmaksızın, tebligat evrakını
almayan muhtar, aza, polis ya da jandarma
aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında suç
işlemiş olmakta, “görevini ihmal” suçu söz
konusu olmaktadır. Hatta bu tebligatı
kasıtlı olarak-örneğin borçlunun icra takibi
ve hacizden kurtulması için-almayan bu kamu
görevlileri Türk Ceza Kanunu anlamında
“Görevi Kötüye kullanma” suçu işlemiş
olacaklardır.
-6-
Tebligat Kanunu 21. Madde ile Tebligat
Tüzüğü 29 ve 30 maddeleri gereğince,
kendisine(muhatap) tebligat yapılacak kimse
“tebligatı almaktan imtina ederse” bu halde
de yukarıda belirtildiği gibi önce muhtar ya
da azaya, bunlarda imtina ederse bu halde
mıntıka Jandarma veyahut polis karakoluna
tebliğ işlemleri ile bunları tamamlayıcı
mahiyetteki; yakın komşuya haber verme,
haber kağıdının kapısına yapıştırmaya
ilişkin işlemler burada da aynen tatbik
edilecektir. Muhatap evde fakat tebliğ
evrakını almaktan imtina ediyorsa, zaten
haberdar olduğunda, en yakın komşusuna haber
vermek artık gerekmez.
Tüm bu hallerde Tebligat Kanunu 21. Madde
gereği yapılan tebligatların tümünde,
ihbarnamenin(haber kağıdının) kapıya
yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi
sayılacağından, mutlaka tebliğ memuru tebliğ
mazbatasının kapıya yapıştırıldığı tarihi,
tebligatın dönen parçasına
yapıştırılmalıdır.
Konuya ilişkin Yargıtay HGK 16.05.2003 T.
2002/3507 E, 2003/5176 K, nolu içtihadında;
“…Tebligat yasasının 20,21 ve özellikle
tüzüğün 28.maddesi uyarınca muhatap ya da
muhatap adına tebliğ yapılabilecek
olanlardan her biri gösterilen adreste
bulunmaz iseler, tebliğ memurunun adreste
bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu,
yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu
üyesi, zabıta amir ve memurlarından
soruşturulup beyanlarını tebliğ tutanağına
yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri
halinde bu durumu yazarak imzalaması
gerekir. Tebligatın bu şekilde yapılması bir
geçerlik koşuludur. Bu şekilde yapılmayan
tebligat geçerli değildir, şeklinde karar
vermiştir.
Muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı
tebligat evrakına yazılmamış ise bu şekilde
yapılan tebligat geçersizdir. Tebliğ
memurunun, adrese gidildi, adres kapalı,
mahalle muhtarının imzasına tebliğ edildi,
en yakın koşusuna haber verildi, haber
kağıdı kapısına yapıştırıldı, şeklindeki
tebligatı da geçersizdir. Zira adresin
kapalı olması ve muhatabın bulunmama sebebi
tebligatın dönen parçasına kanun gereği
yazılması ve imzalanması gerekir iken
yazılmamıştır. Yine tebligatta haber verilen
komşusunun isim ve imzası alınmamış ya da
imtina işlemi olmuşsa bunun gereği olan şerh
düşülmemiş bir tebligatta geçersizdir.
Yine Danıştay 7.Dairesi bir kararında, haber
kağıdının kapıya yapıştırılması yerine,
komşusuna verilmesi halinde, tebligatın
geçersiz olacağına hükmetmiştir.
Tebligat evrakının dönen parçasında; hem
tebligatın yapıldığı kişi(muhatap ya da
yerine tebligatın yapıldığı kişi) ile posta
memurunun imzasının olması gerekir. Bu iki
imzadan birinin eksik olması yine tebligatı
sakat yapacaktır.
YARGITAY 18.Hukuk Dairesi Esas: 2007/1169,
Karar: 2007/2984 Karar Tarihi: 02.04.2007 de
karara bağladığı temyiz incelemesinde:
“Davalılar adına çıkartılan mahkeme kararına
ve davacının temyiz dilekçesine ilişkin
tebliğ mazbatasına, muhatabın adresinde
bulunmadığı yazılmış, ancak bu bilgiyi veren
kişi veya kişilerin ve bu durumun haber
verildiği komşunun isimleri yazılmamış ve
imzalan alınmamış, doğrudan muhtar imzasına
tebligat yapılmıştır. Yasa ve Tüzüğün
yukarıda açıklanan emre¬dici kural ve
koşullarına uyulmamış olması nedeniyle,
tebligat geçersizdir.”sonucuna varmıştır.
-7-
TEBLİGATI ALACAK OLAN (MUHATAP) TÜZEL KİŞİ
İSE TEBLİGAT NASIL YAPILIR
Muhatabın tüzel kişi olması halinde
tebligatın nasıl yapılacağı, Tebligat Kanunu
12 ve 13 maddeleri ile Tebligat Tüzüğünün 17
ve 18 maddelerinde düzenlenmiştir. Tüzel
kişiler; tebligat işlemleri açısından da,
özel hukuk tüzelkişileri(şirketler,
Vakıflar, Dernekler, Kooperatifle,
Sendikalar gibi) ile Kamu Hukuku Tüzel
Kişileri olarak(Devlet, Bakanlıklar,
Belediyeler, Üniversiteler vs) ikiye ayırmak
gerekir. Kamu tüzel kişilerini kimlerin
temsil edeceği, ya da tebligat hukuku
anlamında muhatap(tebligat yapılacak kimse)
olacağı, kuruluş kanunlarına göre
belirlenir. Özel Hukuk Tüzel Kişilerinde ise
muhatap(tebligatın yapılacak kimse) kuruluş
tüzüğüne, şirketlerde ise ana sözleşmeye
göre belirlenir.
Bu halde demek ki, tüzel kişilerde yetkili
temsilcisine, bunlar birden fazla ise yalnız
birine tebligat yapılır. Şayet bu tüzel
kişilere tebligatı yapacak olan posta
memuru, mutat iş saatleri içinde, tebligatı
yapacağı temsilciyi, tebligatın yapılacağı
adreste bulamaması halinde, ya da evrakı
alamayacak bir halde ise, bu kişinin
bulunmama sebebi ya da evrakı o anda alamama
sebebi tebligatın dönecek olan nüshasına
yazılacak, sonrasında evrak hükmi şahsın o
yerdeki memur veya işçisinin imzasına tebliğ
edilecektir. Şayet imkan var ise tebligat
memuru, tebligatı almaya yetkili temsilcide
sonra gelen kişiye ya da evrak işleri ile
yetkili gelen evrak memuruna, tebligatı
yapması usulüne uygun bir tebligat için
zaruridir.
Bu hususta Yargıtay 12.HD 18.11.2003 T.
2003/23298 E, 2003/22884 K nolu kararında;
“…Tüzel kişilere tebligat yetkili
temsilcisine yapılır. Tebligatın yapılacağı
kişi herhangi bir nedenle mutat iş saatinde
işyerinde bulunmadığı veya evrakı
alamayacağı bir halde ise, tebligat hazır
olan memur yada işçiye yapılır. Ancak
yetkili kişilerin bulunmadığı tebliğ
mazbatasında yazılmadığından yapılan
tebligat geçerli değildir,demektedir.
Yine Yargıtay 12. HD 29.03.2004 tarih ve
2004/1748 E, 2004/7348 K nolu içtihadında
da; “tebliğ sırasında yetkili kişinin
bulunmaması durumunda bu hususun tebliğ
belgesine yazılması koşuluyla, tebligat
işlemi tüzel kişinin personeline
yapılabilir.” şeklinde karar vermiştir.
Tüzel kişiye tebligat yapılırken;
“…sekreteri Fatma’ya…”, “..muhasebecisi
Ali’ye…”, “…müdürüne…”, “…işçisine…”,
“…memuruna…” şeklindeki ibarelerle yapılan
tebligatlar geçersizdir. Tebligat Tüzüğü 18
maddesi gereği, muhatap olan temsilciye
neden tebligat yapılamadığı, başkaca
kimsenin bulunmadığı sebebiyle birlikte
yazılır ise ancak bu halde örneğini
verdiğimiz kişilere yapılan tebligat geçerli
olacaktır.
Aynı çatı altın kardeşi Ali’ye ya da
birlikte yeğeni Mehmet’e tebliğ edildi,
şeklindeki bir tebligatta tüzel kişi
açısından geçersiz bir tebligattır. Bu
şekilde tebligat ancak diğer koşulları da
varsa gerçek kişiler açısında uygulanabilir.
Tüzel kişilerin tebligat işlemlerinde, aynı
çatı(konut) kavramına yer yoktur. Tüzel
kişiye “muhatabın kendisine” şeklinde
tebligat yapılamaz. Zira muhatabın kendisine
ya da bizzat yapılan tebligatlar gerçek
kişilerin tebligatı için geçerlidir.
-8-
Yargıtay 12.HD 01.03.2005 T. E.2005/974,
K.2005/3955 sayılı kararında; “7201 sayılı
Tebligat Kanunu 12. maddesine göre, hükmi
şahıslara tebligat yetkili temsilcilerine,
bunlar birden ziyade ise yalnız birine
yapılır. 1580 Sayılı Belediye Kanunu’nun
100.maddesine göre belediyeyi, Belediye
Başkanı temsil eder. O halde icra Dairesinde
Belediye Personel Müdürü M.O imzasına
yapılan ödeme emri tebliğ işlemi anılan yasa
hükümlerine aykırı olduğundan usulsüzdür,
şeklinde karar vermiştir. Bu halde
Belediyelere yapılacak tebligatların kanun
ve tüzük gereği, belediye Başkanına, yada
sebebini belirtmek koşuluyla Belediye başkan
Yardımcılarından birine, şayet bunlara da
tebligat yapılamıyorsa, sebebini mazbataya
yazmak koşuluyla gelen evrak yetkili
memuruna yapılan tebligat hukuka uygun
olacaktır.
Uygulama anlamında Danıştay 4.Dairesi Esas:
2006/791, Karar: 2006/1983, Karar Tarihi:
19.10.2006 Kararına göre; “Yapılacak
tebliğin öncelikle hükmi şahsın yetkilisine
yapılması, yetkili kişinin bulunamaması veya
evrakı alacak durumda olmaması halinde ise
memur veya müstahdemlerine tebligat
yapılması gerekmektedir. Ancak memur veya
müstahdemlere yapılacak tebligatta tüzel
kişiliğin yetkilisinin işyerinde
bulunamaması nedeniyle tebligatın bu
kişilere yapıldığının belirtilmesi
zorunludur. Şirket yetkilisinin işyerinde
bulunmadığı, tebligatı alacak durumda
olmadığı yolunda her hangi bir kayıt
düşülmeden işçisi olduğu belirtilen şahsa
tebliğ edildiği anlaşıldığından kararın
bozulmasına karar verilmelidir.”sonucuna
varmıştır. Danıştay bir başka kararında;
7.Dairesi Esas: 1998/759, Karar: 1999/1612,
Karar Tarihi: 21.04.1999, Davacının ortağı
olduğu şirket adına yapılan ek tahakkuka
ilişkin tebligatın davacının şahsi
işletmesindeki işçisine yapılamayacağına,
hükmetmiştir.
MESLEK ve SANAT ERBABINA NASIL TEBLİGAT
YAPILIR
Belli bir sanat veya meslek ile uğraşan
kişilere, bu faaliyetlerini icra ettikleri
yerde tebligat yapılır. Şayet bunlar
tebligatın yapıldığı anda o yerde
bulunmuyorlar ise, daimi memur veya
işçilerine de tebligat yapılabilinir. İşçisi
yada memuruna yapılan tebligatta, muhatabın
bulunmama sebebi mutlaka yazılmalıdır.
İşyerinde tebligatı yapılacak bir evrak,
muhatabın evinde kendisine tebliğ edilemez.
Şayet muhatap Home-ofis tarzında, evini aynı
zamanda iş yeri olarak kullanıyorsa, bu
halde yine muhatap bulunmazsa işçisine, bu
da yok ise aynı konutta birlikte oturan
kişilere yada daimi hizmetçisine de tebligat
yapılabilinir.
Bu halde yapılacak tebligatta, muhatap
aranmadan, sorulmadan, hazır bulunmama
sebebi yazılmadan ya da daimi memur veya
işçisinin dışındaki kişilere yapılan
tebligat usulsüzdür.
Avukatlar açısında, vekil ile takip edilen
bir işte mutlaka vekile(avukata) tebligat
yapılmalıdır. Asile yapılan tebligat
geçersizdir. Avukatın işyerine tebligat
yapılmalıdır. Baro, avukatın işyeri
olmadığından, avukatın iş adresi yerine
Baro’ya yapılan tebligat usulsüzdür.(HGK
06.02.1972 T. 1972/2-776 E, 1972/99 K)
Vekille kendini savunan sanığa, ancak vekile
bildiri tebligat olanağı bulunmadığı
takdirde bildirim yapılabilir.(CGK
06.11.1989 T. 1989/8-268 E, 1989/338 K.)
-9-
OTEL, HASTANE, FABRİKA, OKUL, YURT-KUR GİBİ
İÇİNE SERBESTÇE GİRİLEMEYEN ve ARANANIN
KOLAYCA BULUNMASI MÜMKÜN OLMAYAN BİR YERDE
NASIL TEBLİGAT YAPILACAK
Bu hususlarda tebligatı nasıl yapılacağı
Tebligat Kanunu 18.maddesi ile Tebligat
Tüzüğü 24.maddesinde düzenleme yapılmıştır.
Buna göre; Tebliğ yapılacak şahıs otel,
pansiyon, hastane, tedavi ve dinlenme evi,
fabrika, mektep, talebe yurdu, resmi veya
hususi daire veya müessese gibi içine
serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca
bulunması mümkün olmayan bir yerde
bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri
idare eden(müdür) veya muhatabın bulunduğu
kısmın amiri temin eder.
Bunlar tarafından muhatap derhal
bulundurulamaz veya muhatap tebellüğden
imtina ederse yahut da diğer bir sebeple
tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ o
yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu
kısmın amirine yapılır. Amir veya yönetici
de tebliğ evrakını almaktan imtina ederse bu
halde Tebligat Kanunu 21. Madde hükümleri
burada tatbik edilir.
Muhatabın otelde kalıp kalmadığı
araştırılmadan, otel idare eden kişinin
yerine otel resepsiyonun da görevli kişiye
yapılan tebligat usulsüzdür. Fabrikada
çalışan bir işçinin tebligatı; fabrika
müdürüne veya işçinin çalıştığı kısım
amirine yapılması yerine fabrika sekreterine
yapılan tebligat usulsüzdür. Hastanede
tedavi göre kişinin tebligatı da hastane
müdürü yada ilgili kısım amiri vasıtasıyla
yapılamadan, doğrudan nöbetçi hemşireye
yapılan tebligat hukuken geçersizdir.
TEBLİGAT KANUNU 35.MADDE UYGULAMASI NASIL
OLMALIDIR
Tebligat Kanunu 35.madde ve Tebligat Tüzüğü
55.maddesinde; değiştirilecek adreslerin
bildirilmesi mecburiyeti ve yapılacak
muameleler düzenlenmiştir.
Kanun hükmüne göre, kendisine veya adresine
kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ
yapılmış olan kimse, adresini değiştirir
ise, yenisini hemen tebliğ yaptırmış olan
yargı merciine bildirmeye mecburdur. Bu
takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen
yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini
bildirmediği takdirde veya yeni adresi
tebliğ memurunca da tespit edilmediği
takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir
nüshası eski adrese ait binanın kapısına
asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi
sayılır.
Bundan sonra eski adrese yapılacak tebliğler
muhataba yapılmış olur.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile,
taraflar arasında yapılan, imzası resmi
merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde
belirtilen adresler ile kamu kurum ve
kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve
esnaf ve sanatkar sicillerine verilen en son
adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu
madde hükmü uygulanır.
-10-
Tebligat Kanunu 35 madde anlamında Yargıtay
ve Danıştay uygulamalarına bakarsak;
YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2007/6072,
Karar: 2007/9043, Karar Tarihi: 04.05.2007
ÖZET: Somut olayda, borçluya, kamu kurumu
niteliğindeki Süleyman Demirel
Üniversitesi'ne bildirdiği adresine
gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilmemesi
nedeniyle ve yeni adresini bu yere
bildirmediği için 7201 sayılı Kanun'un
35/son maddesi gereğince tebliğ işlemi
yapılması mümkündür.
USULSÜZ (KANUN ve TÜZÜK HÜKÜMLERİNE AYKIRI)
TEBLİGATIN HÜKMÜ NEDİR ?
Usulsüz bir tebligat, hukuken tebligat
yapılmama ile eş değerdir. Yani Tebligat
Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine aykırı
yapılan bir tebligat, geçersizdir. Bu
tebligattan sonra yapılacak tüm hukuki
işlemler hukuken geçersizdir.
Örneklendirirsek; davalı tarafa usulsüz
yapılan bir tebligatta, taraf teşkili
sağlanamadığında, bu usulsüz tebligata
istinaden yargılamanın sonraki aşamalarına
geçilemez. Şayet usulsüz tebligat sonucu
taraf teşkili sağlandığı kanaatiyle,
yargılama yapılarak hüküm verilmiş ise bu
halde, kararın Yargıtay nezdinde temyiz
edilmesi halinde, hüküm esasa girilmeden
usul yönünden(usulsüz tebligat nedeniyle
taraf teşkili yapılmadığından) bozulacaktır.
Yine şayet bir icra takip dosyasında usulsüz
bir ödeme emri tebligatı var ise, bu
aşamadan sonra yapılacak olan tüm icra ve
haciz işlemleri hukuken geçersiz olacaktır.
Varsa hacizler talep halinde kalkacaktır.
Şayet usulsüz tebligat nedeniyle, satış
sonrası sıra cetvelinde dahi haciz düşmesi
dolayısıyla, sıra cetveli dışında kalma
sonucu meydana gelecektir.
Tüm bunlara rağmen usulüne aykırı yapılmış
olsa bile, muhatabı tebligatı öğrenmiş ise
tebligat geçerli sayılır. Muhatabın
tebligatı öğrendiğini beyan ettiği tarih,
tebliğ tarihidir. Muhatap, usulsüz tebligatı
öğrenmemiş ise tebligat yapılmamış sayılır.
(Tebligat Tüzüğü.m.51)
Yargıtay 6.HD. 7.7.2003 T. E.2003/5114,
K.2003/52 sayılı kararında; geçersiz
tebligatlarda, kişinin beyanında geçen
tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi
gerektiğine, hükmetmiştir. Yargıtay 12.HD.
30.05.2005 T. E.2005/7751, K.2005/11569
sayılı kararında da benzer şekilde;
tebligatın usulüne uygun olmaması halinde
muhatabın takipten haberdar olduğu tarih
tebliğ tarihi olarak kabul edilmedir,
şeklinde karar vermiştir.
Yargıtay, Usulsüz(geçersiz) tebligat
halinde, muhatabın belirttiği tebligatı
öğrenme tarihinin aksi ancak yazılı belge
ile ispatlanabilir. Tanıkla ispat edilemez,
şeklinde karar vermiştir. Tebligatın usulsüz
olup olmadığı yönündeki iddia ve
şikayetlerde, hakimin bu iddiayı tahkik
şekli ve yöntemi konusunda, tebligat kanunu
ve tebligat tüzüğünde herhangi bir hüküm
mevcut değildir. Fakat Yargıtay
kararlarında, bu halde hakim, her somut
olayın özelliğine, cereyan şekline,
gerçekleşen maddi olgulara, en ufak
ayrıntısına kadar göz önüne alarak iddiayı
araştırmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
da muhtelif kararlarında; tebligatın usulsüz
olduğuna dair iddiaların her olayın somut
koşullarına göre resen hakim tarafından
araştırılmalı, tanık hariç olmak üzere,
diğer tüm deliller, olgular, emareler
değerlendirilerek karar verilmelisi
gerektiğine karar vermiştir.
USULSÜZ TEBLİGATI YAPAN POSTA DAĞITICISININ
SORUMLULUĞU NEDİR
Usulsüz tebligat nedeniyle bir davada
taraflar ciddi mağduriyet yaşamakta, belki
haberi olmadan hakkında boşanma kararı
verilmekte, ya da taşınmazının tapusu iptal
edilmektedir Bu halde bir hukuk davasında
mali yönden veya kişisel yönden davanın
tarafları mağduriyet yaşayabilmektedir. Keza
bir alacağa ilişkin icra takibinde usulsüz
bir tebligat nedeniyle, alacağın tahsili
zaman olarak gecikmekte, ya da usulsüz bir
tebligat nedeniyle hacizler kaldırılmakta,
sıra cetvelinde sıralama dışı
kalınabilmektedir.
Peki tüm bu mağduriyetlere sebep olan, hak
kaybını doğuran kişi olarak kimi sorumlu
tutacağız? İşte bu noktada yakın tarihte
Yargıtay 4.CD 25.09.2006 T. E.2005/8000,
K.2006/14279 sayılı kararında; “Posta
dağıtıcısı olan sanığın, usulsüz tebligat
yaparak katılanın mağduriyetine yol açtığı
ve görev gereklerine aykırı davranarak,
görevini ihmal suçu işlediği…”ne karar
vermiştir. Bu halde usulsüz tebligat yapan
posta dağıtıcısı, kanun ve tüzük hükümlerine
göre tebligatı yapmaması bir suçtur,
yargılaması yoluna gidilebilecektir.
Ayrıca usulsüz tebligat yaparak,
alacaklı(davacı) tarafın zararına sebep olan
posta dağıtıcısı aleyhinde tazminat davası
da açılabilecektir.
Hazırlayan
Av. Murat TOPRAK
TÜM
MAKALELER
Önceki Makale
|