ish]

 

[ Anasayfa ]  [ Murat TOPRAK Kimdir ? ]  [ Çalışma Alanları ]  [ Makaleler ]  [ İletişim ]

Av. Murat TOPRAK


Murat Toprak 1991-95 yılları içinde Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olmuştur. 96 yılından bu yana serbest avukat olarak çalışmaktadır.
                         
       Devamı

 :: Çalışma Alanları

 - Bankacılık hukuku
 -
İdare hukuku
 -
İcra ve iflas hukuku
 - Ceza hukuku
                              Tamamı

 :: Duyurular

Telsim A.Ş borcu olup Toprak Hukuk Bürosu tarafından icraya verilen borçlular 9 haziran 2007 tarihine kadar indirim kampanyasından yararlanabilirler...

::Makaleler 

                               TEBLİGAT HUKUKU ve UYGULAMALARI

   Tebligat hukuku denilince, öncelikle bu hukuk dalının, hukuk mevzuatındaki kanun, tüzük ve alakalı olan diğer yasal düzenlemelerini yakından tanımak gerekmektedir. Tebligat Hukukunun, hukuk mevzuatındaki temel dayanak kanunu, 7201 sayılı Tebligat Kanunudur. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu 11 Şubat 1959 tarihli bir kanuni düzenlemedir. Bu kanun uzun süre herhangi bir değişikliği uğramadan uygulanmıştır. Toplam 64 maddeden oluşan 7201 Sayılı Tebligat Kanunundaki ilk ciddi ve kapsamlı değişiklikler 6 Haziran 1985 yılında 3220 Sayılı kanunla yapılmıştır. 3220 Sayılı kanun ile Tebligat Kanununun 1,2,3,4,11,19,31,33,35,40,41,42,46,49,54, maddelerinde ciddi değişikler yapılmıştır. Bu ilk Ciddi değişikli ile 15 maddede yani yaklaşık kanunun %25’inde değişiklikler yapılmıştır.


   7201 sayılı ve toplam 64 maddeden ibaret olan Tebligat Kanunumuzda ciddi anlamda yapılmış ikinci değişiklik ise 27 Mart 2003 tarihinde 4829 Sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerdir. 4829 sayılı kanun ile Tebligat Kanununun, 16, 17,20,21,23,25,25/A maddesi eklenmiş, 28,34,35,59, maddelerinde değişikliğe gidilmiş, yine 62.maddeden sonra gelmek üzere de; “Bağımsız bölüm maliklerine tebligat” ile ilgili 1 tane ek madde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere Tebligat Kanununda, 2003 yılında yapılan değişiklik ile 10 madde, yaklaşık kanunun 1/6 sında değişiklik yapılmıştır. Ayrıca 2 tane de yeni madde 25/A ve Ek Madde 1 isminde yeni düzenleme yapılmıştır.
7201 sayılı Tebligat Kanununda en son ise 8 Şubat 2008 tarihinde 5728 sayılı kanun ile yeniden değişikler yapılmıştır. 5728 sayılı kanun ile Tebligat Kanunu 52, 53,55,56,57 maddelerinde değişiklik yapılmıştır. Görüldüğü üzere kanunun ilk orijinal metninden bu yanı yaklaşık 50 yılda neredeyse maddelerin yarısında değişiklik yapılmıştır.
Tebligat Kanununun uygulamasına dair ayrıntılı düzenlemede yine 11.09.1959 yılında 10303 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tebligat Tüzüğü ile yapılmıştır. Bu tüzük 89 maddeden oluşup, tüzüğün son bölümüne de yapılacak tebligatlara dair örnek formatlar yer almıştır.
Tebligat Hukukunun dayanağı olan mevzuat bununla sınırlı olmayıp, yine önemli ve alakalı bir olan 5584 sayılı Posta Kanunu’nda da, tebligat hukuku ile ilgili önemli hükümler düzenlenmiştir. Tebligat Hukuku ile ilgili mevzuat elbette bununla sınırlı değildir. Ceza Muhakemesi Kanunu, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, İdari Yargılama Usul Kanunu gibi temel kanunlarda da tebligat, iş ve işlemleri ile Tebligat Hukukuna dair hukuksal düzenlemelere rastlamak mümkündür.

-2-

   Peki “Tebligat” acaba kelime anlamı olarak neyi ifade etmektedir. Yüksek mahkeme olan Yargıtay Kararları doğrultusunda, tebligat kelimesine açıklama getirmenin uygulamanın içinde bulunan hukukçular için daha doğru olacağı kanaatindeyim. Bu meyanda Yargıtay 1.Hukuk Dairesi 15.09.1998 tarih ve Esas:1998/6407, Karar:1998/9124 sayılı içtihadıyla “tebligat” kelimesine açıklık getirmiştir. Bu karara göre; Tebligat, “…hukuksal bir işlemin ilgili kimsenin bilgisine sunulması için yetkili makamın yasaya ve usule uygun bir biçimde yazı ile veya ilan yoluyla yaptığı belgeleme işlemi…”şeklinde bir tanımlama yapmıştır. Tebliğ mazbatası, tebliğin ne zaman, nerede, ve kime yapıldığını ispatlayan bir belgedir.
Tebligat, bilgilendirme yanında, belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebligat ile ilgili 7201 sayılı tebligat kanunu ve tebligat tüzüğü hükümleri tamamen şeklidir. Kanun ve Tüzüğün amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca kanun ve tüzük hükümlerinin en ufak ayrıntısına kadar uygulanmasının zorunluluğu aşikar olmaktadır.

USUL ve YASAYA UYGUN TEBLİGATIN ÖNEMİ

   Tebligatın tanımını ve kavram olarak neyi ifade ettiğini, Yargıtay kararı ışığında açıkladıktan sonra, hukuk açısından usul ve yasaya uygun olan bir tebligatın öneminden bahsetmek gerekmektedir. Gerçekten de usul ve yasaya uygun bir tebligat o denli önemlidir ki; kişiler için leh ve aleyhlerinde işleyecek olan tüm süreler, usul ve yasaya uygun tebligat ile başlamaktadır. Örneklendirirsek; dava dilekçesine karşı beyan ve itirazların süresi, davalı açısından, usule ve yasaya uygun yapılacak tebligat ile başlamaktadır. Usul ve Yasaya uygun bir tebligat olmadan “taraf teşkili” sağlanmamakta, dolayısıyla yargılama faaliyeti de başlayamamaktadır. Mahkeme kararlarına karşı temyiz süreleri usul ve yasaya uygun tebligat ile başlamaktadır. Keza bir memur ya da bir işçi için yapılan disiplin soruşturmasında, savunma hakkı da usul ve yasaya uygun bir tebligat ile başlamaktadır. Kısacası hak arama özgürlüğü ve savunma hakkı, usul ve yasaya uygun tebligat ile başladığından, tebligat hukuku hükümleri usul hukuku ve şekli hükümler olmakla birlikte, aynı zaman da temel insan hak ve hürriyetlerinin de bir parçasıdır.
Düşünsenize bir boşanma davasında, kötü niyetli bir eş, diğer eşe boşanma davası açmakta, yapılan usulsüz tebligatlar sonucu, açılan davadan haberi olmayan eşin evliliği(resmi nikahı) sona ermektedir. Hatta kötü niyetli eş hemen akabinde yeni bir evlilik yaparak, adeta ilk eşinde habersiz usulsüz tebligatın sayesinde 2. Evliliği de gerçekleştirmektedir. Böylece usul ve yasaya uygun olmayan bir tebligatlar dizisi sonucunda yuvalar yıkılmaktadır.

-3-

Bir ceza davası sonucunda usulsüz yapılan bir tebligattan haberi olmayan kişi, verilen ceza mahkemesi kararını, temyiz edebilmek için karardan haberi olmadığından, haberi olmadan kesinleşen bir mahkumiyet kararı neticesinde, zamansız ve koşulsuz yakalama kararı nedeniyle bireyler ve aileleri mağduriyet yaşamaktadır.

Yahut bir taşınmazı olan kişinin başka bir ilde ya da yurtdışında bulunması nedeniyle, usulsüz bir tebligat sonucu haberdar olmadığı bir mahkeme kararı ya da idari işlem ile ciddi mağduriyetler yaşayabilmektedir.
Bu çerçevede tebligatın önemi ve usul ile yasaya uygun yapılmayan tebligatın sakıncalarına değindikten sonra, usulün uygun tebligatın nasıl yapılacağı hususunda, ayrıntılı açıklamalar yapmak gerekmektedir.

USUL VE YASAYA UYGUN TEBLİGAT NASIL YAPILIR

Tebligat kanunu 10.maddesi; tebligatın, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki, kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyla her yerde tebligat yapılması caizdir. Bu kapsamda genel olarak adres; bir kişinin oturduğu veya çalıştığı yeri göstermeye yarayan bilgilerin tamamı olarak tarif edilir. Adres kavramına, ikametgah, mesken, işyeri de girer. Buna göre kanun “adreste tebligat” ilkesini benimsemiştir. Bilinen en son adresin tespiti de çeşitli şekillerde olabilir. Örneğin, tebligatı alacak kişi memursa ve esnaf ise adreslerini mensup oldukları teşkilatlardan, avukatların adreslerini Barodan, Adalet Bakanlığından, askerse Askerlik Şubesinden sorarak öğrenebilinir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 28.05.2003 T. E.2003/1-388, K.2003/372)
   Tebligat kanunu 9.maddesi adreslerin eksiksiz yazılmasını, 10.maddesi tebligatın, tebligat yapılacak şahsa muhatabın bilinen en son adresine yapılmasını, 23.maddesinin 3.fıkrası ise tebliğ mazbatasının alıcının adını, soyasını ve adresini ihtiva etmesini ön görmektedir. Bu nedenle tebligatın bizzat yapılacağı kişiye hitap etmemesi sebebiyle aracı adıyla(başka kişi kanalıyla) çıkarılan(yani…”…eliyle…”ibaresi taşıyan) tebliğ evrakı usul ve yasal formata uygun değildir. (Yargıtay 2.HD 08.02.2000 T. E.1999/13878 K.2000/1378)
YARGITAY Ceza Genel Kurulu Esas: 2007/9-175 Karar: 2007/250 Karar Tarihi: 27.11.2007 tarihli kararında: “Tebligatı tebellüğ edenin baroda sekreter olarak çalıştığının belirtilmesi karşısında, sanık müdafilerinin çalışanı olma¬dığı saptanana yapılan tebligat geçersizdir. Öte yandan, Şırnak Barosunun sanığın diğer müdafiye 14.07.2003 tarihinde durumu bildirip gerekçeli kararı teslim etmesi nedeniyle, tebligat da bu tarih itibariyle geçerli hale dönüşmüştür. Bu yüzden süresinde yapılan temyiz itirazlarının kabulü gerekir.”şeklinde karar vermiştir.

MUHATAP(TEBLİGAT YAPILAN) EVDE YOK ANCAK ADINA TEBLİGATI ALABİLECEK BAŞKA KİŞİLER VARSA TEBLİGAT NASIL YAPILIR

Tebligat yapılacak kişi şayet adreste(ev,iş,mesken,ikametgah) bulunmazsa, kendileriyle birlikte oturan kişilere(aile fertlerine),hizmetçilerine veya aile içinde sürekli çalışan işçilere tebligat yapılabilinir. Ancak adreste(evde) bulunan ve muhatap yerine tebligatı alacak kişinin 18 yaşından küçük göstermemesi ve açık bir şekilde ehliyetsiz bulunmaması gerekir. (Tebligat kanunu 16.madde, Tebligat Tüzüğü 22.madde)

-4-

Tebligat Tüzüğü 32.maddesine göre ise; “…akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya diğer bir hastalık, sağırlık, körlük ve dilsizlik gibi sebeplerden biri ile kendisiyle anlaşma imkanı olmayan kimse ehliyetsiz sayılır. Eğer kişi 18 yaşında küçük ise veya ehliyetsiz yahut o anda adreste(ev, işyeri) tebligatı alacak başkada kimse yok ise sanki adreste kimse yokmuş gibi işlem yapılır. Yargıtay 12.Hukuk Dairesi; muhatabın yerine, tebligatı alan kişinin “muhatap ile aynı çatı altında oturduğu” tebliğ mazbatasında belirtilmemiş ise yapılan tebligat geçerli değildir,demektedir.(Yargıtay 12.HD.5.6.2000 T. E.2000//8695,K.2000/9268)
Yine Yargıtay kararlarına göre muhatap ile aynı çatı altına oturmayan ya da aynı çatı altında oturduğu mazbataya yazılmadan, örneğin “muhatabın abisine” şeklinde yapılan tebligatın da geçersiz olduğuna hükmetmiştir. Herhangi bir isim yazılmadan “birlikte oturan” şeklinde yapılmış bir tebligatta usulsüz bir tebligattır. Apartmanın kapıcısı, tebligat yapılacak kişi ile birlikte oturan kişi değildir. Dolayısıyla muhataba gönderilen tebligatın apartman kapıcısının imzasına tebliğ edilmesi, usulsüz bir tebligattır.
Gönderilen tebligatta, “ablası….”imzasına tebliğ edilen, tebligat mazbatasında, ablasının yada abisinin “aynı çatı(konutta) altında” olup olmadıkları yazılmadan yapılan tebligatta usule aykırıdır. Yine “muhatap bulunmadığından” veya benzeri bir ifade kullanımdan(mazbataya yazılmadan) “aile efradına” yapılan bir tebligat geçersizdir.
Bu halde aynı çatı altında bulunan kişiye muhatap adına tebligat yapılması halinde; mutlaka muhatabın tebligat adresinde o anda bulunmama sebebi, tebligat mazbatasına yazılmalıdır. Bulunmama sebebi makul, mantıklı olmalı, o anda bulunmamasını izah edici bir gerekçe içermelidir. Bu sebep mazbataya yazılmadan, diğer yönlerden eksiksiz işlem yapılsa bile yapılan tebligat usulsüzdür.
YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 2007/5-835, Karar: 2007/850, Karar Tarihi: 14.11.2007 de verdiği kararında: “ Noter kanalı ile muris adına tebliğe çıkarılan kamulaştırma belgelerinin akıl hastası ve ehliyetsiz bulunana tebliğ işlemi geçersizdir. Dava-cılara yapılan başka bir tebligat da bulunmadığından kamulaştırma işleminin öğrenildiği tarihinde açılmış bulunan davanın süresinde ol¬duğu göz önünde tutulmak suretiyle, işin esasına girilerek sonucuna göre hü¬küm kurulması gerekir.”şeklinde karar vermiştir
Yine Yargıtay 16.Hukuk Dairesi Esas: 2007/3459 Karar: 2007/3367 Karar Tarihi: 28.09.2007’de verdiği kararda: “ Borçlu sanık hakkında yürütülen icra takibinde ödeme emrinin 07.08.2006 tarihinde muhatabın yerine neden birlikte sakin aile efradına yapıldığı araştırılmaksızın Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olarak tebliğ edildiği, dolayısıyla borçlu sanığa isnat edilen suçun oluşmadığı gözetilmeksizin itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”diyerek, usulsüz tebligatta ‘mal beyanında bulunmama’ suçunun oluşmayacağına karar vermiştir.

-5-

ADRESTE HİÇ KİMSENİN OLMAMASI HALİNDE TEBLİGAT NASIL YAPILIR.

Tebligat kanunu 21. Madde ve Tebligat Tüzüğü 28.maddeleri bu durumu hukuksal olarak düzenlemiştir. Gerçekten uygulamada en çok karşılaşılan ve en bariz hataların yapıldığı durum, bu durumdur. Kendisine tebligat yapacak kimse veya muhatap adına tebligat yapılacak aynı konutta ehil bir kişi yok ise; yani muhatapla aynı konutta oturanlar, işçisi ya da evinde bulunan hizmetçisi de muhatabın adresinde yoksa, tebliğ memuru öncelikle “adreste bulunmama nedenini” araştıracak, sonrada bu adreste bulundukları halde “geçici” olarak orada bulunmuyorlar ise bu halde 21. Maddeye göre tebligat yapılacaktır. Dolayısıyla gidilen adreste muhatap oturmuyorsa, ya da geçici değil de çok uzun süreli bu adreste bulunmayacaksa veyahut muhatap ölmüş ise Tebligat Kanunu 21.maddesine göre tebligat yapılmayacaktır. Burada Tebligat Kanunu 21. Maddesi ve Tebligat Tüzüğü’nün 28.maddesine göre tebligat yapılır iken, uyulması önemle zaruri olan unsurları maddeler halinde sıralar isek;
a)-Muhatap geçici olarak adreste olmayacak,
b)-Muhatap adına tebligatı alacak kimsede bulunmayacak,
c)-Tebligatı yapan memur muhatabın geçici bulunmama sebebini tespit edip evraka yazacak, (Tebligat Tüzüğü 28 madde, memurun bu geçici ayrılmanın sebebini bilecek yakın komşu ve akrabalardan, yönetici, kapıcı, muhtar, aza,meclis üyeleri, zabıta amir ve memurlarından araştırması, beyanlarını tutanağa geçirmesi, imtina halinde ise imtina işlemini tatbik edilmesini şart koşmaktadır.)
d)-Yahut adreste tebligatı muhatap adına almaya ehil olan ancak, tebligatı almaktan imtina ederlerse,
Bu halde tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı o yerin(mahalle-köy) muhtar ve ihtiyar heyeti(aza)birine tebligatı yapar, o yer muhtar ya da ihtiyar heyeti(azası) de bu tebligatı almaktan imtina eder veyahut bunlara da tebligatın yapılması imkansız olursa, bu halde de mıntıka polis merkezi(zabıta amir veya memuru) veya kırsalda Jandarma Karakol Komutanlığında ilgili görevliye imza mukabilinde tebligatı yapar.

Ancak muhtar, aza ya da polis ile jandarmaya Tebligat Kanunu 21.maddesi gereğince, bu şekilde tebligat yapıldıktan sonrada ayrıca buna ek olarak da;
a)-Bu tebligatı alan muhtar, aza, polis ya da Jandarma görevlisinin adresini ihtiva eden ihbarname(uygulamada ‘haber kağıdı’ denilmekte) adresine tebligat yapılması istenen muhatabın binasının kapısına yapıştırılır,
b)-Adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilebilmesi için en yakın komşusu, yöneticisi ya da apartman kapıcısına da haber verilir.
Bu haber verme işleminde isim soy isim ve imza vermeyen komşu, yönetici ya da kapıcı olması halinde imtina işlemi sebebiyle birlikte tebligatın dönen parçasına, bu not kağıdı da yapıştırılmalıdır. Tüm bu koşullar aynı anda ve tam olarak yerine getirilmeden yapılan bir tebligat yasal olmadığı gibi usulsüz tebligat olmaktadır.
Tebligat Kanunu 21 maddesinin 2. Fıkrasında ise 2003 yılında yapılan değişiklik ile Muhtar, İhtiyar Heyeti Azaları, Zabıta Amir ve Memurları, yukarıdaki fıkra uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdur. Yani tebligat getiren posta memurunun, hukukun kabul edeceği haklı mazeret olmaksızın, tebligat evrakını almayan muhtar, aza, polis ya da jandarma aynı zamanda Türk Ceza Kanunu anlamında suç işlemiş olmakta, “görevini ihmal” suçu söz konusu olmaktadır. Hatta bu tebligatı kasıtlı olarak-örneğin borçlunun icra takibi ve hacizden kurtulması için-almayan bu kamu görevlileri Türk Ceza Kanunu anlamında “Görevi Kötüye kullanma” suçu işlemiş olacaklardır.

-6-

Tebligat Kanunu 21. Madde ile Tebligat Tüzüğü 29 ve 30 maddeleri gereğince, kendisine(muhatap) tebligat yapılacak kimse “tebligatı almaktan imtina ederse” bu halde de yukarıda belirtildiği gibi önce muhtar ya da azaya, bunlarda imtina ederse bu halde mıntıka Jandarma veyahut polis karakoluna tebliğ işlemleri ile bunları tamamlayıcı mahiyetteki; yakın komşuya haber verme, haber kağıdının kapısına yapıştırmaya ilişkin işlemler burada da aynen tatbik edilecektir. Muhatap evde fakat tebliğ evrakını almaktan imtina ediyorsa, zaten haberdar olduğunda, en yakın komşusuna haber vermek artık gerekmez.

Tüm bu hallerde Tebligat Kanunu 21. Madde gereği yapılan tebligatların tümünde, ihbarnamenin(haber kağıdının) kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılacağından, mutlaka tebliğ memuru tebliğ mazbatasının kapıya yapıştırıldığı tarihi, tebligatın dönen parçasına yapıştırılmalıdır.

Konuya ilişkin Yargıtay HGK 16.05.2003 T. 2002/3507 E, 2003/5176 K, nolu içtihadında; “…Tebligat yasasının 20,21 ve özellikle tüzüğün 28.maddesi uyarınca muhatap ya da muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan her biri gösterilen adreste bulunmaz iseler, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu üyesi, zabıta amir ve memurlarından soruşturulup beyanlarını tebliğ tutanağına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir. Tebligatın bu şekilde yapılması bir geçerlik koşuludur. Bu şekilde yapılmayan tebligat geçerli değildir, şeklinde karar vermiştir.

Muhatabın ne sebeple adreste bulunmadığı tebligat evrakına yazılmamış ise bu şekilde yapılan tebligat geçersizdir. Tebliğ memurunun, adrese gidildi, adres kapalı, mahalle muhtarının imzasına tebliğ edildi, en yakın koşusuna haber verildi, haber kağıdı kapısına yapıştırıldı, şeklindeki tebligatı da geçersizdir. Zira adresin kapalı olması ve muhatabın bulunmama sebebi tebligatın dönen parçasına kanun gereği yazılması ve imzalanması gerekir iken yazılmamıştır. Yine tebligatta haber verilen komşusunun isim ve imzası alınmamış ya da imtina işlemi olmuşsa bunun gereği olan şerh düşülmemiş bir tebligatta geçersizdir.

Yine Danıştay 7.Dairesi bir kararında, haber kağıdının kapıya yapıştırılması yerine, komşusuna verilmesi halinde, tebligatın geçersiz olacağına hükmetmiştir.

Tebligat evrakının dönen parçasında; hem tebligatın yapıldığı kişi(muhatap ya da yerine tebligatın yapıldığı kişi) ile posta memurunun imzasının olması gerekir. Bu iki imzadan birinin eksik olması yine tebligatı sakat yapacaktır.

YARGITAY 18.Hukuk Dairesi Esas: 2007/1169, Karar: 2007/2984 Karar Tarihi: 02.04.2007 de karara bağladığı temyiz incelemesinde: “Davalılar adına çıkartılan mahkeme kararına ve davacının temyiz dilekçesine ilişkin tebliğ mazbatasına, muhatabın adresinde bulunmadığı yazılmış, ancak bu bilgiyi veren kişi veya kişilerin ve bu durumun haber verildiği komşunun isimleri yazılmamış ve imzalan alınmamış, doğrudan muhtar imzasına tebligat yapılmıştır. Yasa ve Tüzüğün yukarıda açıklanan emre¬dici kural ve koşullarına uyulmamış olması nedeniyle, tebligat geçersizdir.”sonucuna varmıştır.

-7-

TEBLİGATI ALACAK OLAN (MUHATAP) TÜZEL KİŞİ İSE TEBLİGAT NASIL YAPILIR

Muhatabın tüzel kişi olması halinde tebligatın nasıl yapılacağı, Tebligat Kanunu 12 ve 13 maddeleri ile Tebligat Tüzüğünün 17 ve 18 maddelerinde düzenlenmiştir. Tüzel kişiler; tebligat işlemleri açısından da, özel hukuk tüzelkişileri(şirketler, Vakıflar, Dernekler, Kooperatifle, Sendikalar gibi) ile Kamu Hukuku Tüzel Kişileri olarak(Devlet, Bakanlıklar, Belediyeler, Üniversiteler vs) ikiye ayırmak gerekir. Kamu tüzel kişilerini kimlerin temsil edeceği, ya da tebligat hukuku anlamında muhatap(tebligat yapılacak kimse) olacağı, kuruluş kanunlarına göre belirlenir. Özel Hukuk Tüzel Kişilerinde ise muhatap(tebligatın yapılacak kimse) kuruluş tüzüğüne, şirketlerde ise ana sözleşmeye göre belirlenir.
Bu halde demek ki, tüzel kişilerde yetkili temsilcisine, bunlar birden fazla ise yalnız birine tebligat yapılır. Şayet bu tüzel kişilere tebligatı yapacak olan posta memuru, mutat iş saatleri içinde, tebligatı yapacağı temsilciyi, tebligatın yapılacağı adreste bulamaması halinde, ya da evrakı alamayacak bir halde ise, bu kişinin bulunmama sebebi ya da evrakı o anda alamama sebebi tebligatın dönecek olan nüshasına yazılacak, sonrasında evrak hükmi şahsın o yerdeki memur veya işçisinin imzasına tebliğ edilecektir. Şayet imkan var ise tebligat memuru, tebligatı almaya yetkili temsilcide sonra gelen kişiye ya da evrak işleri ile yetkili gelen evrak memuruna, tebligatı yapması usulüne uygun bir tebligat için zaruridir.
Bu hususta Yargıtay 12.HD 18.11.2003 T. 2003/23298 E, 2003/22884 K nolu kararında; “…Tüzel kişilere tebligat yetkili temsilcisine yapılır. Tebligatın yapılacağı kişi herhangi bir nedenle mutat iş saatinde işyerinde bulunmadığı veya evrakı alamayacağı bir halde ise, tebligat hazır olan memur yada işçiye yapılır. Ancak yetkili kişilerin bulunmadığı tebliğ mazbatasında yazılmadığından yapılan tebligat geçerli değildir,demektedir.
Yine Yargıtay 12. HD 29.03.2004 tarih ve 2004/1748 E, 2004/7348 K nolu içtihadında da; “tebliğ sırasında yetkili kişinin bulunmaması durumunda bu hususun tebliğ belgesine yazılması koşuluyla, tebligat işlemi tüzel kişinin personeline yapılabilir.” şeklinde karar vermiştir.
Tüzel kişiye tebligat yapılırken; “…sekreteri Fatma’ya…”, “..muhasebecisi Ali’ye…”, “…müdürüne…”, “…işçisine…”, “…memuruna…” şeklindeki ibarelerle yapılan tebligatlar geçersizdir. Tebligat Tüzüğü 18 maddesi gereği, muhatap olan temsilciye neden tebligat yapılamadığı, başkaca kimsenin bulunmadığı sebebiyle birlikte yazılır ise ancak bu halde örneğini verdiğimiz kişilere yapılan tebligat geçerli olacaktır.
Aynı çatı altın kardeşi Ali’ye ya da birlikte yeğeni Mehmet’e tebliğ edildi, şeklindeki bir tebligatta tüzel kişi açısından geçersiz bir tebligattır. Bu şekilde tebligat ancak diğer koşulları da varsa gerçek kişiler açısında uygulanabilir. Tüzel kişilerin tebligat işlemlerinde, aynı çatı(konut) kavramına yer yoktur. Tüzel kişiye “muhatabın kendisine” şeklinde tebligat yapılamaz. Zira muhatabın kendisine ya da bizzat yapılan tebligatlar gerçek kişilerin tebligatı için geçerlidir.

-8-

Yargıtay 12.HD 01.03.2005 T. E.2005/974, K.2005/3955 sayılı kararında; “7201 sayılı Tebligat Kanunu 12. maddesine göre, hükmi şahıslara tebligat yetkili temsilcilerine, bunlar birden ziyade ise yalnız birine yapılır. 1580 Sayılı Belediye Kanunu’nun 100.maddesine göre belediyeyi, Belediye Başkanı temsil eder. O halde icra Dairesinde Belediye Personel Müdürü M.O imzasına yapılan ödeme emri tebliğ işlemi anılan yasa hükümlerine aykırı olduğundan usulsüzdür, şeklinde karar vermiştir. Bu halde Belediyelere yapılacak tebligatların kanun ve tüzük gereği, belediye Başkanına, yada sebebini belirtmek koşuluyla Belediye başkan Yardımcılarından birine, şayet bunlara da tebligat yapılamıyorsa, sebebini mazbataya yazmak koşuluyla gelen evrak yetkili memuruna yapılan tebligat hukuka uygun olacaktır.
Uygulama anlamında Danıştay 4.Dairesi Esas: 2006/791, Karar: 2006/1983, Karar Tarihi: 19.10.2006 Kararına göre; “Yapılacak tebliğin öncelikle hükmi şahsın yetkilisine yapılması, yetkili kişinin bulunamaması veya evrakı alacak durumda olmaması halinde ise memur veya müstahdemlerine tebligat yapılması gerekmektedir. Ancak memur veya müstahdemlere yapılacak tebligatta tüzel kişiliğin yetkilisinin işyerinde bulunamaması nedeniyle tebligatın bu kişilere yapıldığının belirtilmesi zorunludur. Şirket yetkilisinin işyerinde bulunmadığı, tebligatı alacak durumda olmadığı yolunda her hangi bir kayıt düşülmeden işçisi olduğu belirtilen şahsa tebliğ edildiği anlaşıldığından kararın bozulmasına karar verilmelidir.”sonucuna varmıştır. Danıştay bir başka kararında; 7.Dairesi Esas: 1998/759, Karar: 1999/1612, Karar Tarihi: 21.04.1999, Davacının ortağı olduğu şirket adına yapılan ek tahakkuka ilişkin tebligatın davacının şahsi işletmesindeki işçisine yapılamayacağına, hükmetmiştir.

MESLEK ve SANAT ERBABINA NASIL TEBLİGAT YAPILIR

Belli bir sanat veya meslek ile uğraşan kişilere, bu faaliyetlerini icra ettikleri yerde tebligat yapılır. Şayet bunlar tebligatın yapıldığı anda o yerde bulunmuyorlar ise, daimi memur veya işçilerine de tebligat yapılabilinir. İşçisi yada memuruna yapılan tebligatta, muhatabın bulunmama sebebi mutlaka yazılmalıdır. İşyerinde tebligatı yapılacak bir evrak, muhatabın evinde kendisine tebliğ edilemez. Şayet muhatap Home-ofis tarzında, evini aynı zamanda iş yeri olarak kullanıyorsa, bu halde yine muhatap bulunmazsa işçisine, bu da yok ise aynı konutta birlikte oturan kişilere yada daimi hizmetçisine de tebligat yapılabilinir.
Bu halde yapılacak tebligatta, muhatap aranmadan, sorulmadan, hazır bulunmama sebebi yazılmadan ya da daimi memur veya işçisinin dışındaki kişilere yapılan tebligat usulsüzdür.
Avukatlar açısında, vekil ile takip edilen bir işte mutlaka vekile(avukata) tebligat yapılmalıdır. Asile yapılan tebligat geçersizdir. Avukatın işyerine tebligat yapılmalıdır. Baro, avukatın işyeri olmadığından, avukatın iş adresi yerine Baro’ya yapılan tebligat usulsüzdür.(HGK 06.02.1972 T. 1972/2-776 E, 1972/99 K)
Vekille kendini savunan sanığa, ancak vekile bildiri tebligat olanağı bulunmadığı takdirde bildirim yapılabilir.(CGK 06.11.1989 T. 1989/8-268 E, 1989/338 K.)

-9-

OTEL, HASTANE, FABRİKA, OKUL, YURT-KUR GİBİ İÇİNE SERBESTÇE GİRİLEMEYEN ve ARANANIN KOLAYCA BULUNMASI MÜMKÜN OLMAYAN BİR YERDE NASIL TEBLİGAT YAPILACAK

Bu hususlarda tebligatı nasıl yapılacağı Tebligat Kanunu 18.maddesi ile Tebligat Tüzüğü 24.maddesinde düzenleme yapılmıştır. Buna göre; Tebliğ yapılacak şahıs otel, pansiyon, hastane, tedavi ve dinlenme evi, fabrika, mektep, talebe yurdu, resmi veya hususi daire veya müessese gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden(müdür) veya muhatabın bulunduğu kısmın amiri temin eder.
Bunlar tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya muhatap tebellüğden imtina ederse yahut da diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa, tebliğ o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirine yapılır. Amir veya yönetici de tebliğ evrakını almaktan imtina ederse bu halde Tebligat Kanunu 21. Madde hükümleri burada tatbik edilir.

Muhatabın otelde kalıp kalmadığı araştırılmadan, otel idare eden kişinin yerine otel resepsiyonun da görevli kişiye yapılan tebligat usulsüzdür. Fabrikada çalışan bir işçinin tebligatı; fabrika müdürüne veya işçinin çalıştığı kısım amirine yapılması yerine fabrika sekreterine yapılan tebligat usulsüzdür. Hastanede tedavi göre kişinin tebligatı da hastane müdürü yada ilgili kısım amiri vasıtasıyla yapılamadan, doğrudan nöbetçi hemşireye yapılan tebligat hukuken geçersizdir.

TEBLİGAT KANUNU 35.MADDE UYGULAMASI NASIL OLMALIDIR

Tebligat Kanunu 35.madde ve Tebligat Tüzüğü 55.maddesinde; değiştirilecek adreslerin bildirilmesi mecburiyeti ve yapılacak muameleler düzenlenmiştir.
Kanun hükmüne göre, kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirir ise, yenisini hemen tebliğ yaptırmış olan yargı merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği takdirde veya yeni adresi tebliğ memurunca da tespit edilmediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Bundan sonra eski adrese yapılacak tebliğler muhataba yapılmış olur.
Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuş sözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkar sicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu madde hükmü uygulanır.

-10-

Tebligat Kanunu 35 madde anlamında Yargıtay ve Danıştay uygulamalarına bakarsak;

YARGITAY 12.Hukuk Dairesi Esas: 2007/6072, Karar: 2007/9043, Karar Tarihi: 04.05.2007
ÖZET: Somut olayda, borçluya, kamu kurumu niteliğindeki Süleyman Demirel Üniversitesi'ne bildirdiği adresine gönderilen ödeme emrinin tebliğ edilmemesi nedeniyle ve yeni adresini bu yere bildirmediği için 7201 sayılı Kanun'un 35/son maddesi gereğince tebliğ işlemi yapılması mümkündür.

USULSÜZ (KANUN ve TÜZÜK HÜKÜMLERİNE AYKIRI) TEBLİGATIN HÜKMÜ NEDİR ?

Usulsüz bir tebligat, hukuken tebligat yapılmama ile eş değerdir. Yani Tebligat Kanunu ve Tebligat Tüzüğü hükümlerine aykırı yapılan bir tebligat, geçersizdir. Bu tebligattan sonra yapılacak tüm hukuki işlemler hukuken geçersizdir. Örneklendirirsek; davalı tarafa usulsüz yapılan bir tebligatta, taraf teşkili sağlanamadığında, bu usulsüz tebligata istinaden yargılamanın sonraki aşamalarına geçilemez. Şayet usulsüz tebligat sonucu taraf teşkili sağlandığı kanaatiyle, yargılama yapılarak hüküm verilmiş ise bu halde, kararın Yargıtay nezdinde temyiz edilmesi halinde, hüküm esasa girilmeden usul yönünden(usulsüz tebligat nedeniyle taraf teşkili yapılmadığından) bozulacaktır.
Yine şayet bir icra takip dosyasında usulsüz bir ödeme emri tebligatı var ise, bu aşamadan sonra yapılacak olan tüm icra ve haciz işlemleri hukuken geçersiz olacaktır. Varsa hacizler talep halinde kalkacaktır. Şayet usulsüz tebligat nedeniyle, satış sonrası sıra cetvelinde dahi haciz düşmesi dolayısıyla, sıra cetveli dışında kalma sonucu meydana gelecektir.
Tüm bunlara rağmen usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebligatı öğrenmiş ise tebligat geçerli sayılır. Muhatabın tebligatı öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihidir. Muhatap, usulsüz tebligatı öğrenmemiş ise tebligat yapılmamış sayılır. (Tebligat Tüzüğü.m.51)
Yargıtay 6.HD. 7.7.2003 T. E.2003/5114, K.2003/52 sayılı kararında; geçersiz tebligatlarda, kişinin beyanında geçen tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğine, hükmetmiştir. Yargıtay 12.HD. 30.05.2005 T. E.2005/7751, K.2005/11569 sayılı kararında da benzer şekilde; tebligatın usulüne uygun olmaması halinde muhatabın takipten haberdar olduğu tarih tebliğ tarihi olarak kabul edilmedir, şeklinde karar vermiştir.
Yargıtay, Usulsüz(geçersiz) tebligat halinde, muhatabın belirttiği tebligatı öğrenme tarihinin aksi ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Tanıkla ispat edilemez, şeklinde karar vermiştir. Tebligatın usulsüz olup olmadığı yönündeki iddia ve şikayetlerde, hakimin bu iddiayı tahkik şekli ve yöntemi konusunda, tebligat kanunu ve tebligat tüzüğünde herhangi bir hüküm mevcut değildir. Fakat Yargıtay kararlarında, bu halde hakim, her somut olayın özelliğine, cereyan şekline, gerçekleşen maddi olgulara, en ufak ayrıntısına kadar göz önüne alarak iddiayı araştırmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da muhtelif kararlarında; tebligatın usulsüz olduğuna dair iddiaların her olayın somut koşullarına göre resen hakim tarafından araştırılmalı, tanık hariç olmak üzere, diğer tüm deliller, olgular, emareler değerlendirilerek karar verilmelisi gerektiğine karar vermiştir.

USULSÜZ TEBLİGATI YAPAN POSTA DAĞITICISININ SORUMLULUĞU NEDİR

Usulsüz tebligat nedeniyle bir davada taraflar ciddi mağduriyet yaşamakta, belki haberi olmadan hakkında boşanma kararı verilmekte, ya da taşınmazının tapusu iptal edilmektedir Bu halde bir hukuk davasında mali yönden veya kişisel yönden davanın tarafları mağduriyet yaşayabilmektedir. Keza bir alacağa ilişkin icra takibinde usulsüz bir tebligat nedeniyle, alacağın tahsili zaman olarak gecikmekte, ya da usulsüz bir tebligat nedeniyle hacizler kaldırılmakta, sıra cetvelinde sıralama dışı kalınabilmektedir.
Peki tüm bu mağduriyetlere sebep olan, hak kaybını doğuran kişi olarak kimi sorumlu tutacağız? İşte bu noktada yakın tarihte Yargıtay 4.CD 25.09.2006 T. E.2005/8000, K.2006/14279 sayılı kararında; “Posta dağıtıcısı olan sanığın, usulsüz tebligat yaparak katılanın mağduriyetine yol açtığı ve görev gereklerine aykırı davranarak, görevini ihmal suçu işlediği…”ne karar vermiştir. Bu halde usulsüz tebligat yapan posta dağıtıcısı, kanun ve tüzük hükümlerine göre tebligatı yapmaması bir suçtur, yargılaması yoluna gidilebilecektir.
Ayrıca usulsüz tebligat yaparak, alacaklı(davacı) tarafın zararına sebep olan posta dağıtıcısı aleyhinde tazminat davası da açılabilecektir.


Hazırlayan
Av. Murat TOPRAK




 


         TÜM MAKALELER                       Önceki Makale

 

[ Anasayfa ]  [ Murat TOPRAK Kimdir ? ] [ Çalışma Alanları ] [ Makaleler ]  [ İletişim ]

© 2007 Toprak Hukuk Bürosu