|
YEŞİL URFA
Ne
kadar isterdim yem yeşil bir çevrede ve
şehirde doğmayı, büyümeyi, yaşamayı. Yeşil
ve çevre güzelliği kadar, insanları mutlu
eden, huzur veren, sağlıklı yapan tabiatan,
başka bir değer var mıdır acaba ? Gerçekten
ilk okul çağlarında öğretmenlerimiz bize bir
resim çizin dediğinde, nedense hep güzel ve
yeşil vadide kurulmuş, şirin bir belde, bu
beldenin ortasından akan ve mavi rengiyle
insanı kendinden geçiren bir akarsu resmi
çizerdik. Çünkü insanı günümüze getiren ve
insanlığın tarihi kadar eski olan, adeta
insanlığı doğuran değer olan
su, ve suyun doğurduğu
tabiatı yeşilliği ve güzelliği…
Tüm
insanlar gibi bende hep Avrupa filmlerinde
gördüğüm, güzellim çimler ve ağaçlarla
süslenmiş, harika imar planlarıyla
düzenlenmiş, çevrede ve şehirde yaşamak
uğruna tüm insanlar üzerine düşeni yapmaları
gerektiği inancındayım. İnsanlar duyarlılık
göstermelidir. Gerçekten yaşam kalitesi,
gelişmişlik düzeyini gösterdiğine göre;
yaşadığın çevrenin güzelliği, yeşilliği ve
temizliği de yaşam kalitesinin en önemli
parçasıdır.
İnsanların güzel, sağlıklı ve yeşil
çevrelerde yaşamaya hakkı vardır. Bu hak
Avrupa’da artık üçüncü kuşak hak ve
özgürlükler kategorisinde yer
almaktadır.Temel insani haklardan
sayılmaktadır. Bu sağlıklı ve yeşil çevrede
yaşama hakkı Avrupa mevzuatının yanında
Türkiye’de mer’i olan Anayasa’da, ayrıca
Çevre Kanununda da hükümler vardır.
Anayasa’daki hükme göre; “Herkes, sağlıklı
ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına
sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre
sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini
önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
…” diyen bu hüküm karşısında devletin
taşradaki uzantısı olan Vilayet ile yerel
idare olan Belediyenin görevini layıkıyla
yapmadığı kanaatindeyim.
Şanlıurfa’da halen yıllardır; toz, zehir ve
duman saçan ve bacasız ve/veya arızalı
olarak çalışan Çimento Fabrikası çevredeki
tüm köylülerin sağlığını tehdit ettiği gibi,
tek geçim kaynakları olan fıstık ağaçlarının
da tüm verimini götürmektedir. Bu fabrika
özelleştirildiğinden bu yanı aynı şekilde
çalışmasını sürdürmektedir. Bunun vilayet
tarafından önlenmesi Anayasa ve Çevre Kanunu
gereğidir. Yine şehrin diğer genel
kirlenmesi önlemek için Vilayet(Çevre İl
Müdürlüğü) gerekli tedbirleri almalıdır.
Yine imar mevzuatına aykırı yapılara, aldığı
imar cezalarını adeta Belediye için bir
gelir kapısı haline getiren Belediye
Yönetimi bu yanlış uygulamadan
vazgeçmelidir. İmar mevzuatına aykırı olarak
yapılan bu yapılar için imar cezaları yerine
zamanında denetimler ile bu aykırılık
önlenmelidir. Böylece kamuya tahsis edilmesi
gereken; geniş ve kaldırımlı yollar,
müteahhitlerin -%10’da cezaya girerim-
mantığına kurban gitmemelidir. Park ve bahçe
ile çevre düzenlemesi olmayan binaların
iskan izni verilmemelidir. Her mahallenin
ihtiyacına uygun Park, Yeşil alan ve çevre
düzenlemesi yapılmalıdır. Bunun için
gerekirse; kamu hizmetlerine katılma payı
şeklinde o bölgede yaşayan kişilerde bağış
şeklinde, çevre düzenlemesi için katkı payı
alınma yoluna gidilebilir. Yine duyarlı ve
bilinçli vatandaş profili yaratmak için;
çevre düzenlemesi ve yeşillendirme
çalışmalarında vatandaşın iş gücünden
yararlanıla bilinir. Böylece hem bu
hizmetlerin az masrafla elde edilmesinin
sağlanmasının yanında, en önemlisi
vatandaşın emeğiyle yarattığı bir yeşil
parkı koruma güdüsü ve istemi daha fazla
olur.
Aksi halde bu şekilde giderse yakın bir
zamanda beton yığınları altında, yeşile
hasret ve sağlıksız çevrede, tozlu yollarda
yaşamak zorunda kalacağız. Görüşmek
dileğiyle…
TÜM
MAKALELER
Önceki Makale
|
Sonraki
Makale
|